Emily Davison: Hayatını Davası Uğruna Feda Eden Süfrajet

Kaynak: BBC History

Yazan: Melissa Hogenboom

emily davison

Emily Davison (solda, yerdeki figür) ve Kral’ın atı Anmer ve jokeyi (sağda, yerdeki figürler)

Bundan yüz yıl önce, Emily Wilding Davison, Epsom Kraliyet Yarışı koşulurken Kral 5. George’un atının altında kaldı. Olaydan dört gün sonra, aldığı ağır yaralar sonucunda hayata veda etti. Süfrajetler onu enternasyonel şehit ilan etmiş olsa da, acaba Davison’ın bu eylemi gerçekleştirirken yapmak istediği şey, kendi hesabına, gerçekten de bu muydu?

4 Haziran 1913’te koşulan Kraliyet Yarışı yarıda kesilirken tribünlerde yarışı seyreden yaklaşık 300.000 izleyici bulunuyordu.

Seyircilerin arasından bir kadın, parkura koşarak kendini atların önüne attı. Yere serildiğinde şuurunu kaybetmişti ve kanaması vardı. Bu kadın, polisin zaten bellemiş olduğu bir isim, militan süfrajet Emily Wilding Davison’dı.

Bunlar yaşanırken yarış filme çekiliyordu, böylelikle bu sahneyi tüm dünya görmüş oldu.

Süfrajetlerin amacı, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmaktı ve düsturları da “lafta kalmamak, eyleme geçmekti”. Bu söze sadık kalarak bombalar patlatmış, vitrin camlarını indirmiş ve birçok kundaklama olayını gerçekleştirmişlerdir.

Süfrajet hareketinin daha militan kanadı savunduklarıyla ilgili daha fazla farkındalık yaratmaya kararlıydı, her ne şekilde olursa olsun. Çoğu hapse atıldı ve tutsakken açlık grevine de başladılar. Devletinse bunlara cevabı onları zorla beslemek şeklindeydi.

Emily’nin de o dönemde 49 kez zorla beslemeye maruz bırakıldığı ve buna bir tepki olarak, köktenci yanının gün geçtikçe daha ağır bastığı sanılıyor.

Kadınların Sosyal ve Politik Birliği -Women’s Social and Political Union (WSPU) örgütünün kurucusu süfrajet Emmeline Pankhurst, bir kitabında Emily’nin inancının “insanların vicdanı ancak birileri öldüğünde ayaklanır” şeklinde olduğunu yazıyor.

Pankhurst’ün dediğine göre, hapishanede “kendini üst balkonlardan birinden tepe üstü bırakarak” daha önce de intihara kalkışmış ancak “korkunç yaralar almaktan öteye geçememişti”.

“Durmaksızın tekrarladığı görüşü, büyük bir trajedinin, insan yaşamı ihlaline kasti olarak atılma eyleminin, kadınlara yapılan katlanılmaz işkenceye bir son verebileceği şeklindeydi.

“Böylece o da kendini Kral’ın atının altına attı, hem de Kral ve Kraliçenin gözleri önünde… kendi yaşamını Krala bir dilekçe olarak sundu ve acı çeken kadınların özgürlüğünü talep etti…”

Olaydan sonra Emily’nin şuuru bir daha hiç açılmadı, bu işe davası için ölme niyetiyle kalkışıp kalkışmadığı da üzerinde halen çok tartışılan bir konudur.

O gün üzerinden çıkan eşyalar dönüş için bir tren bileti, kağıt, zarf ve pullardı. Süfrajetler bu tür eşyaları herhangi bir tutuklanma halinde ailelerine mektup yazabilmek için yanlarında taşırdı.

Aynı gün için ayrıca bir yaz festivali için aldığı biletler de yanındaydı; ayrıca ceketinin astarına iğnelenmiş iki adet WSPU flaması da üzerindeydi. Bazılarına göre Kralın atına bir bayrak asmayı planlıyordu; bu iddia Channel 4’te yayınlanan “Secrets of a Suffragette” -Bir Süfrajetin Sırları-  belgeselinde de ele alınıyordu.

Ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada, tüm bu kanıtlar ışığına, polisin kanısı, intihardan ziyade bir “talihsizlik” şeklinde oldu. O dönem intihar etmek yasadışıydı ve bu durum ailesi için mühim bir utanç vesikasına dönüşebilirdi.

WSPU’nun diğer üyeleri, onun için bir şehide yakışır bir cenaze töreni düzenledi ve bu törene binlerce destekçi iştirak etti.

Portsmouth Üniversitesi’nden Profesör June Purvis, süfrajetler hakkında bir hayli yazıp çizmiştir. Onun dediği, Emily’nin gerçekten ne düşündüğünü asla bilemeyeceğiz ancak şurası aşikar ki bir nevi protesto eylemi planlamıştı.

“Emily, son militan eylemini, ölümcül sonuçları olabileceğini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş, riski göze almış biriydi. Yoldaşlarının daha fazla acı çekmekten kurtarabilmek için kendi hayatını riske atmıştı.”

“Çokları onu intihar yanlısı aşırıcı biri olarak görse de, çokları da onun, Britanya’daki kadınların demokratik seçme ve seçilme hakkını elde etmek için kendi yaşamını riske atmış, izan ve akıl sahibi bir kadın olduğu üzerinde durur” diye ekliyor Purvis.

Emily giderken ardında bir not bırakmadı ancak tarihçi ve biyografi yazarı Dr. Diane Atkinson, o son notun aslında onun yazınsal külliyatının ta kendisi olduğunu söylüyor.

“Kaleme aldığı yazılar vahiysel, karanlık, tehlikeli ve uç nitelikteydi. Sözleriyle şahadeti arıyordu.

“Büyük Yarıştan önceki altı ayda da öyle zannediyorum ki oldukça depresif bir haletiruhiye içindeydi. Parası yoktu ve iş bulamıyordu.”

emily davisons funeral

Emily’nin cenazesinde yukarıdaki ve “Ya özgürlüğümü ver, ya da beni öldür” gibi pankartlar yer aldı.

Ölümünden sonra yayınlanan bir makalesinde Emily, bu davada artık “militanlardan birinin kendini tamamen feda etmesine” ihtiyaç bulunduğunu yazıyordu.

“Tarihteki yerini garantilerken, aynı zamanda savunduğu harekete de muhteşem bir propaganda başarısı kazandırmıştı. Meşhur olmak, hatırlanmak istiyordu ve şöhreti hala devam ediyor”, diyor Atkinson.

Ama diğerlerine göre de onun niyeti intihar etmek değildi. Emmeline Pankhurst’ün torununun kızı, kadın hakları mücadelecisi Dr. Helen Pankhurst’e göre şahadet onun güttüğü amaç değildi.

Torun Pankhurst, Emily’nin Yarış Günü üzerinden çıkanlara bakılırsa açıkça anlaşılabileceği gibi, oradan sağ çıkmayı planladığını ve atların nasıl konumlandığını önceden bilmesinin imkansız olduğunu söylüyor. Ve pek tabii ki atlar o esnada çok hızlı hareket ediyordu.

Pankhurst ayrıca, Emily intiharı planlamış olup olmadığının da konuyla “neredeyse alakasız” olduğunu söylüyor, zira Pankhurst’e göre eğer Emily hayatta kalsaydı, oy hakkı kazanılana dek gün be gün daha radikal eylemlere imza atmaya devam edebilirdi.

“Dönemin ruhu, feda ihtiyacının bulunduğu şey üzerinde odaklanmıştı. Tekil bir eylem olarak [Emily’nin ölümü] inanılmayacak ölçüde görsel ve duygusal bir güce sahip.”

Pankhurst, süfrajetlerin oy hakkını almaktan da ötesini başardığını söylüyor. Onlar, toplumda ve ev içi yaşamda kadının rolüne yönelik toplumsal yaklaşımda önemli bir değişiklik yarattılar.

“Onun ölümü ayrıca, bugün birçok kadının da tecrübe ettiği eşitsizliklerin güçlü bir hatırlatıcısıdır,” diyor Prof. June Purvis.

Cenazesinin olduğu gün, onun yasını tutanlar, yalnız siyah ve beyaz renklerdeki giysileriyle sokakları doldurdu.

Niyeti neydi bilinmez ancak Emily Wilding Davison, 100 yıl önce yaptığı bir eylemle günümüzde hala, kadınların oy hakkı için yürüttükleri mücadelenin sembolü olarak hatırlanır.

Reklamlar

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: